Ana Sayfa » Genel

Hayat Güzeldir…

1 Haziran 2010 9 Yorum

‘Life is beautiful’ …

Filmi birçoğunuz izlemişsinizdir, vaktiyle almanların yaptığı soykırımı konu alan çok etkileyici bir yapım. İzlemeyenlere de tavsiye ederim. Bu yazıyı yazmaktaki amacım bu filmi tanıtmak falan değil, dün benzer acıları çekmiş olanlar, ve hatta ondan çok daha önce yine gemilerle gelip bizim topraklarımıza sığınanlar geçmişi unutmasın istiyorum. Her ne kadar tv’de kokuşmuş siyaset haberlerini izlemesem de ister istemez benim de dünden beri yaşanan acı gerçeklerden haberim var. Dün öğlen civari Gümüşsuyu’ndan sınavdan dönerken Taksim’de bir takım gösterilerle karşılaşmıştım fakat bu olağan Filistin’e destek gösterilerinden biri zannetmiştim. Meğer çok acı gelişmeler olmuş. İnternette takip ettiğim kadarı ile ben de az çok gelişmelerden haberdarım. Dünden beri herkes İsrail’i lanetleyen yazılar, ve fotoğraflar paylaşıp duruyor. Öyle ki profilinde İsrail aleyhinde bir ibare olmayanlar neredeyse din ve millet düşmanı ilan edilecek duruma geldi. Nefisyemektarifleri’nde dün pasta tarifi yayınlandığı için eleştiren ziyaretçiler dahi oldu. En çok üzüldüğüm şey de bu işte, ne zaman olaylar gündem olsa insanlar galeyana geliyor, mangalda kül bırakmıyor. Üç-beş gün sonra ise kirden eser kalmıyor, hayat devam ediyor. Sanki askerimiz her gün şehit olmuyor, sanki Filistin halkı orada her gün ölmüyor. Keşke ben haksız olsam, keşke bir iki küfür savursak, bir kaç gün hayatı durdursak ve sonra her şey düzelse. Ama öyle değil işte…
Dün biraz sanal alemde gezindim, siz de bakarsanız görürsünüz, facebook’da İsrail fans gibi tonla grup mevcut, biraz yazılanları okudum, inanamadım.Sözde silahsız askerlerine linç etmeye kalkışan teröristleri tamamem kendilerini savunma amacıyla öldürmek zorunda kaldıklarını anlatan videolar yayınlamışlar. Bizi önce Ermenilere, sonra Kürtlere ve şimdi de Yahudilere soykırım yapmakla suçlamışlar. Buna mukabil bizimkiler de cevap yazmışlar. Ağız dalaşı son haddinde anlayacağınız. Yine bir yerlerde okuduğuma göre  bir grup Türk hacker mossad dahil İsrail sitelerini çökertiyorlarmış. Helal olsun becerebilsem ben de yapardım… yine sanal alemde ordumuza övgüler yağdıran videolar da bu aralar çok popüler. İnsan izledikçe gurur duyası geliyor, ama eğri oturup doğru konuşalım.  Kullandığımız silahlar, uçaklar, her türlü makine nereden geliyor sanıyorsunuz. Sizce bu silahları satın aldığınız bu adamların, olası bir savaş durumunda elinizdeki silahları ve uçakları alt edecek teknolojiyi kendi elinde bulundurmadan size sunacak kadar aptal olduğunu mu düşünüyorsunuz? Ne yazık ki Türkiye’nin aşması gereken daha çok engeli var, ne yazık ki ben bu defa da güzel günler için umut ışığı göremedim. Oysa ‘Felaketler insanları, zeki milletleri daima azimli ve yeni hamlelere sevkeder.’ diyor M. Kemal. Biz de keşke devletçe bu kısır döngüden çıkıp yeni hamleler peşinde olsak.

İşte böyle, dünden beri içim sıkılıyordu yazmak istedim. Şu ‘kınama’ kelimesi ben de küçüklüğümden beri büyüklerimizden duya duya, ‘elimden bir şey gelmiyor, kendi çapımda sitem ediyorum’ gibi bir anlamı çağrıştırsa da ben yine de pasifliklerinden ve korkaklıklarından dolayı kendi devlet büyüklerimi kınıyorum. İsrail’e lanet falan etme gereği duymuyorum, çünkü onlar en büyük laneti zaten almışlar…

Buradan devlet büyüklerimize! de bir iki söz yazmak geldi içimden, gerçi sözler bana değil Atatürk’e ait.

Saygısızlığın, saldırının küçüğü, büyüğü yoktur.

İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye’nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır.

Bir millette, özellikle bir milletin iş başında bulunan yöneticilerinde özel istek ve çıkar duygusu, vatanın yüce görevlerinin gerektirdiği duygulardan üstün olursa, memleketin yıkılıp kaybolması kaçınılmaz bir sondur.

Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz.

Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır.

Kendiniz için değil, bağlı bulunduğunuz ulus için elbirliği ile çalışınız. Çalışmaların en yükseği budur.
Denebilir ki, hiçbir şeye muhtaç değiliz, yalnız bir tek şeye ihtiyacımız var: Çalışkan olmak! Servet ve onun doğal sonucu olan rahat yaşamak ve mutluluk, yalnız ve ancak çalışanların hakkıdır. .

Tam bağımsızlık ancak ekonomik bağımsızlıkla olur.

Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az ( bu da benden olsun)

Bu arada İsrail kaynaklı ürünleri protesto son günlerde yine gündemde. Bakalım ne kadar devam eder bilinmez ama ben de merak ettim neymiş bu İsrail malları diye biraz araştırdım. Becerebilirseniz markete gidince bu ürünlerden birini almadan eve gelin. Yine de listeyi aşağı ekledim, umarım yerli malı kullanma felsefesi sadece birilerine tepki olsun diye değil de artık bizim de bir şeyler yapma sıramız geldiği için akıllarda yer eder.

1-NOKİA
2-MC DONALDS
3-VAKKO
4-PROFİLO
5-CARREFOUR
6-KOMİLİ
7-SARALLE
8-PANTENE
9-ELİDOR
10-RECOİCE
11-BLENDAX
12-DOVE
13-LUX
14-CLEAR
15-İPANA
16-SİGNAL
17-COLGATE
18-ORKİD
19-CİF
20-VİM
21-DOMESTOS
22-REXONA
23-COCA COLA
24-FANTA
25-PEPSİ
26-YEDİGÜN
27-FRUKO
28-SPRİTE
29-SENSUN
30-SCHWEPPES
31-TURKUAZ
32-LİPTON
33-TANG
34-CAPPY
35-ARİEL
36-OMO
37-YUMOS
38-ALO
39-ACE
40-RİNSO
41-SANA
42-KENT
43-KNORR
44-MAGNUM
45-PANDA
46-ALGİDA
47-CARTEDOR
48-CORNETTO
49-DANONE
50-VİVİDENT
51-FİRST
52-CALVE
53-NESTLE
54-NESCAFE
55-NESQUİK
56-KİTKAT
57-MİLKA
58-JACOBS
59-MİLKYBAR

9 Yorum »

  • elif :

    Çok güzel bir yazı olmuş umarım birileri için faydalı olur, ben de kendimce kazanımlarda bulundum. Eline sağlık..

  • yasemin (author) :

    Çok çalışmamız gerekiyor, çooooooookkkk…

  • emel bilgin :

    evet kesinlikle, yapmamiz gereken ve de yapabilecegimiz tek sey calismak, cooook calismak… degerli dusuncelerini paylastigin icin tesekkur ederim, eline saglik.

  • yasemin (author) :

    Emel’cim senin gibi çok uzaklarda aynı hırs ve istekle çalışmaya devam edenler çoğaldıkça , umudumuz artarak devam edecek, sevgiler gönderiyorum…

  • Bildir Geç :

    Yazıyı okudum ve ne yalan söyleyeyim, yazarın diğer konularda yazdıklarının kalitesine alıştıktan sonra biraz hayalkırıklığına uğradım. Öncelikle, bakış açında dikkatimi çeken bazı noktaları belirtmek istiyorum. İlk olarak, sıklıkla Atatürk olgusuna atıfta bulunuyorsun ve “Ah, yok ki O’nun gibisi” şeklinde bir hissiyata tercüman oluyorsun. İkincisi, siyaset kavramını “kokuşmuşluk” kelimesiyle tarif ediyorsun ve “ilgilenilmeye değmeyecek” seviyede görüyorsun. Son olarak, fikirlerin paylaşılması, yayılması ve aktarılması sürecini “anlamsız” olmakla eleştiriyorsun ve “birşeyler yapmak lazım” eylemci ideolojisinin yanında yer alıyorsun. Dördüncü olarak, orduya dair birtakım yayınları “gurur verici” olarak tanımlıyorsun. Son olarak ise, İsrail kökenli bazı firmaların varlığına değiniyorsun ki, aslında doğrusu İsraillilerin ellerinin değmiş olduğu her türlü firma demen gerekirdi çünkü o yazılan firmaların hemen hiç birinde Museviler çoğunluk payına sahip değildir.

    Bu ana noktalardan hareketle şunu söyleyebilirim ki, eksiksiz biçimde TSK’nın istediği yönde bir fikriyata sahipsin. Şöyle ki: Bu ana temeller üzerine kurulmuş bir fikrin varacağı sonuçlar;
    - Atatürk’ü idealleştirerek yeni adımların önünü tıkamak,
    - Siyasete dair herşeyi toptan reddederek siyaset dışı (dolayısıyla demokrasi dışı) bir çözüme zemin hazırlamak,
    - Konuya ilişkin tartışmaları veya fikir paylaşımlarını önemsizleştirerek, fikri olmadan eylem yapma alışkanlığına sahip bazı kesimleri savunur duruma düşmek
    - Orduya dair pozitif/negatif konuları, ülkeye dairmiş gibi görerek, “Güçlü ordu-Güçlü Türkiye” zırvalığına ortak olmak,
    - Sadece ve sadece arı ve saf olanı Türk görme ideolojisine düşerek ırkçılığa ve içe kapanmacılığa çanak tutmak (Örneğin, realist bakış açısı, bir firmanın %40′ı A, %35′i F, %23′ü J, %1′i T ve %1′i de İ ülkelerinin vatandaşlarına aitse, bu şirketi uluslararası şirket olarak tanımlarken, içe kapanmacı zihniyet T Türkiye’yi temsil etse dahi bu firmayı yabancı şirket olarak tanımlar. Hatta %98′i T, %2’si İ ülkesinin vatandaşlarına aitse bile, bunu da İ ülkesinin güdümündeki kukla şirket olarak görür. Amaç %100 içekapanmacılıktır)

    Bu sonuçları bir yana bırakıp, son yıllarda olan olayları alt alta sıralayacak olursak:

    - Türkiye’de iktidar değişti ve İsrail yanlısı hakim ideolojinin “can düşmanım” olarak tanımladığı bir fikir hükümeti devraldı
    - İktidar, kendi siyasal çıkarları ve ülke çıkarlarının uzlaştığı noktaya yoğunlaşarak AB sürecine hız verdi.
    - Hakim ideoloji, “laiklik” konusuna vurgu yaparak, afaki kavramlar üzerinden prim yapmaya çalıştı, başarılı olamadı.
    - Hakim ideoloji, kendisine bağlı ve ağırlıklı olarak Alevi kökenli olan Medya Grubunu kullanarak, AB’nin tutarsızlıkları üzerinden çeşitli çalışmalar yürüttü, AB’nin bizi istemeyen yüzünü abartılı olarak lanse etti. Başarı düzeyi orta derecedeydi.
    - Hakim ideoloji, Cumhurbaşkanı seçimlerinde “e-muhtıra” hazırlayarak, siyasete müdahil olmaya çalıştı, Anayasa Mahkemesini henüz tam olarak ifşa olmamış bir takım baskı ve telkinlerle manipüle ederek meşhur 367 kararına imza attırdı, Meclis’in Cumhurbaşkanı seçmesine mani oldu. Sonuç, son derece başarısız oldu: Halk oyuyla Abdullah Gül cumhurbaşkanı seçildi, sonraki seçimlerde AKP %47 oy oranına ulaştı.
    - Hakim ideoloji, seçimlerin ardından, kısmen kendi güdümlerinde bulunan terör örgütlerini de kullanarak, ülkede kaotik bir ortam yaratmak için harekete geçti (Danıştay ve CHP bombalamaları, PKK terörründeki artış, bazı sınır karakollarına anlaşılmadık baskınlar, Hırant Dink ve Rahip Santoro cinayetleri vs.), hükümet, bu manevraya tepkisiz kalmanın sonları olacağını bildiği için, aslında çok uzun zamandır bilinen ancak ekonomik istikrarı engellememesi için hep hasır altı edilen Ergenekon süreci için düğmeye bastı. Çeşitli tutuklamalar yapıldı. Ancak kişisel kanaatim, ekonomik istikrar kaygısının hala bu sürecin tam hızla sürdürülmesine engel olduğu yönündedir. Çok zor durumda kaldığında, AKP’nin elinde Genelkurmay Başkanı’nın düşmesine dahi yolaçacak deliller olduğunu zannediyorum. Ancak bu delilleri açıklayarak, ekonomiyi alt üst etme cesaretini toplayamıyorlar.
    - İkinci seçim başarısı ve AB sürecinin yavaşlamasının ardından, başta Ortadoğu olmak üzere tüm dünyada daha “etkin” bir rol arayaşına giren hükümet, uluslararası konjonktürün izin verdiği ölçüde bazı hamlelerde bulundu (Ortadoğu ülkeleri ve Rusya gibi bazı diğer ülkelerle sınırların açılması), Ermenistan ile ilişkilerin normalleştirilmesi, İsrail konusunda bölgede etkinliğimizi arttıracak bazı aktif tavırlar vs.. Ki adımların hepsi, Türkiye’nin dünyada kabul görmesinin önünü tıkayan mevzulardır, bu sorunların çözümü içekapanmacılığın gerekçelerini ortadan kaldırır)
    - ABD’de Cumhuriyetçi Partinin yerine Demokrat Parti işbaşına geldi.
    - Özellikle hükümetin Ortadoğu politikası ve ABD’nin Irak’tan çekilme stratejisinin bazı ortak paydalarda buluşması, İsrail’i son derece rahatsız etti. Türkiye’deki hakim ideolojinin, hakimiyetini korumak ve insanların uyanmasını engellemek için Arap dünyası ile ilişkileri minimumda tutma gayreti ve buna bağlı olarak İsrail ile “etik dışı” bir birlikteliği sürdürme tavrına alışmış olan İsrail, önce medya yoluyla, sonrasında ise açıkça “Türkiye’deki Kemalist rejimin tehlikeye düştüğünü düşündüklerini ve bundan kaygı duyduklarını” uluslararası ilişkilerde yeri olmayan bir şekilde dile getirdi.
    - Dünyanın yaşadığı en büyük ekonomik durgunluklardan birine girildi. Türkiye, makroekonomik olarak en az etkilenen ülkeler arasında bulunsa da, işsizlik rakamları arttı.
    - Hükümet, (kişisel fikrimce, son derece zamansız bir hamle ile) terör sorununu çözmek için harekete geçti. Bu hareket hakim ideolojiyi son derece rahatsız etti. Güdümlü terör örgütü, önce sınırdaki terörist karşılama çılgınlığı, sonrasında ise Tokat gibi Güneydoğu dışındaki bir bölgede 7 askeri şehit etmek gibi hamleler yaptı. Gerginlik had safhaya çıktı. Türkiye’deki medya, özellikle Radikal, Hürriyet, Posta ve Milliyet aracılığıyla (tümü Alevi kökenli Aydın Doğan’a aittir), bu gerginliği bulunmaz bir fırsat bilerek “saldırı” tavrını benimsediler. (Bugün hala, bu tavır sürmektedir. Örneğin Radikal adlı gazetenin haftalık haber şablonu önceden bellidir. Merak edenler bir haftalık haberleri tarayıp, bunların AKP’nin başarısızlıklarına ayrılmış haberler, CHP’deki yeni umutlara dair haberler, İslam dünyasının geri kalmışlığına dönük haberler, Evrim teorisini güçlendiren yeni kanıtlara dair haberler, Moral bozmak için özel olarak tasarlanmış abartılı cinayet veya tecavüzlere dair haberler(moral bozuklluğu her zaman ama her zaman için değişiklik ihtiyacını beraberinde getirir), ekonominin kötü gidişatına dair saptırılmış istatistiklere dair haberler, çarpık ilişkilere veya eşcinselliğe dair haberler vb. şeklinde olduğunu kendi gözleriyle görebilirler)
    - Son dönemde hükümete saldırıların doruk noktasına ulaştığı seviyelerde, “bu da kapak olsun” dercesine, bir seks skandalı kaseti piyasaya sürülerek, Deniz Baykal alaşağı edildi, yerine 3-5 gün içinde önceden birileri tarafından belirlenmişcesine Alevi Kemal Kılıçdaroğlu getirildi. Kimi söylentilere göre, Kemal Kılıçdaroğlu kendi parti içi seçim listesindeki bazı isimleri şahsen tanımamaktadır. Bu durum, bu listenin kimler tarafından nasıl belirlendiği sorusunu da beraberinde getirir.
    *** Yenilik, değişim gibi güdülenmiş bazı söylemler, medyanın güdümlü tavrı gibi unsurlar ve çarpıtılmış anket sonuçlarıyla tam gaz saldıran ve bunun “son şansı” olduğunu iyi bilen hakim ideoloji, tüm bunlara bir safha daha ekleyerek, VATAN HAİNLİĞİNDE nereye kadar varabileceğini gösterdi: Son yıllarda, gidişattan oldukça rahatsız olan İsrail, Mavi Marmara isimli gemiye uluslararası ilişkilerde örneği olmayan bir canilikle saldırdı. Mavi Marmara isimli gemide bulunanların ağırlıklı kesimi Türk olmakla birlikte, bu Türklerin içinde sol kesimden gelenlerin çokluğu dikkat çekmekteydi. (Bu noktada şu konuya dikkat etmek gerekir: Gemi bir kere yola çıktıktan ve güdümlü medyada “barış elçisi” olarak tanıtıldıktan sonra AKP’nin o gemiye engel olma olasılığı kalmamıştır. Engel olunsaydı, daha 1-2 yıl öncesine kadar Yahudi oldukları bile iddia edilmiş Erdoğan ve Gül hakkında söylenmeyen kalmazdı) Gemiye bu denli şiddetli bir saldırı AKP cephesinde kimse tarafından beklenmiyordu. Saldırı sonrasında bocalayan AKP, oldukça sert bir söylemle hamlesini yaptı. Ancak Meclisteki kokuşmuş cerahat, bunu iç politika malzemesi yapmaya kararlıydı, zaten hakim ideolojiden aldıkları talimat da kuşkusuz bu yöndeydi. Meclisteki oturumda, açıkça “savaş ilanı”na sebep olabilecek bazı cümleler de içeren bir metin AKP’ye dayatıldı, AKP doğal olarak bunu imzalayamayacağını belirtti. Bu sapık cümleler metinden çıkarıldı ve metin anlaşılabilir şekliyle kabul edildi. Güdümlü medya, bu haberi şöyle duyurdu: “AKP, İsrail’e karşı harekete geçmeye direndiyse de, muhalafetin bastırması sonucu AKP geri adım atarak İsrail’e karşı gereken hamleleri yapmayı kabul etti”…

    Tüm bu hikaye, aslında bu saldırının neden bu kadar şiddetli olduğunu, önceleri TV ekranından hiç düşmeyen şanlı(!) ordumuzun neden bu kirli hakim ideoloji harekatının başladığı zamanlardan bu yana hiç ortalarda görünmediğini, medyanın neden garip tavırlar sergilediğini, insanların nasıl “çağdaş” olmak ile “demokratik” olmak arasında bocalamasına sebep olunduğunu ve İsrail’in aslında nerede durduğunu, kimin yanında olduğunu ve aslında kime saldırdığını açıkça ortaya koymaktadır. İsrail’e karşı koymak, İsrail’e para gitmesin diye diş macununuzun markasını değiştirmekle başarabileceğiniz bir şey değildir.

    28 Şubat sürecinden bu yana hakim ideolojinin sürekli dirsek temasında bulunduğu ve son 4-5 yıldır Ortadoğudaki caniliklerini artık sürdüremeyeceğini anlayan İsrail bu ülkede kime diş biliyorsa, işte asıl ona destek vererek İsrail’e karşı konulur.

    Sevgiler..

  • yasemin (author) :

    Sevgili Bildirgeç, yaptığınız yorumdan çok daha kısa bir yazı yazmama rağmen benim konu hakkındaki düşüncelerimi bu kadar iyi anlamış olmanız övgüye değer, değerli yorumlarınız için teşekkür ederim, sitemi sürekli takip eden bir kişi iseniz bu yazıların uzun araştırmalar ve defalarca karalamalar sonunda çıkmadığını bilirsiniz. Yazının genelinde herhangi bir vurgu amacı olmadığını samimiyetle söyleyebilirim. Beni nasıl değerlendireceğiniz de sizin bileceğiniz bir konu, açıkçası hakkımdaki eleştirileriniz bende olumlu ya da olumsuz herhangi bir duygu oluşturmadı. Yalnız bu kadar yazdığınıza göre samimiyetinize güvenerek sizi bir konuda eleştirmek isterim. Hayat tek bilinmeyenli bir fonksiyon değil ki tam ve mutlak bir doğru olsun, hem de bu doğru sizin doğrunuz olsun. Fikirlerinizi inanarak savunmanız ne kadar güzel ama çok önyargılısınız ve herşeyi bildiğinizi sanıyorsunuz. Sizin kadar uzun uzadıya yazıp bu konuda tartışmak, fikir alışverişinde bulunmak hoş olabilirdi, ama ne yazık ki ben bu konularda ahkam kesecek ne yetkinlikteyim ne de istekteyim.
    Teşekkürler…

  • kumsal ak :

    yasemin hanım siz bu bilgeç kesilenlere hiç kulak asmayın bence boşverin beğeneniniz çok takip edeniniz da boşverin böylelerini yorumunu bile onaylamasaydınız keşke ben gayet beğeniyorum ve merala bekliyorum yazdıklarınızı ve benim gibiler de var eminim hatta bazen yazmadığınızda size sitem bile ediyorum
    başkalarına kulak asmamanız temennisiyle…

  • yasemin (author) :

    Kumsal Hanım, gelen yorumları onaylamamazlık yapmam, herkesin fikri kendisine sonuçta, beni bu kadar yakından takip etmenize çok seviniyorum, desteğinize çok teşekkürler… Sevgiler :)

  • Emre :

    merhaba yasemin. öncelikle güncel bir konuya değindiğin için teşekkürler. bende sitenin daimi bir takipçisi olarak düşüncelerini beğeniyor ve kaleminden düşenleri ilgiyle izliyorum. ortaya çıkan tablo bize diyorki biz bu topraklarda kardeşçe yaşamayı hala bilmiyoruz ve anadolu tarihinden gerekli dersleri almamışız…

    “Bir vatanın sahibi olmanın yolu, o topraklarda yaşamış tarihi olayları bilmek,doğmuş uygarlıkları tanımak, sahip olmaktan geçer.”
    Mustafa Kemal Atatürk.

Düşünceni paylaş!

Lütfen dilimizi düzgün kullanalım!